15 Ağustos 2017 Salı

arkadaşlar selam.uzun süre burda yazdım fakat artık çağa ayak uydurmak gerek.https://storia.me/tr/@birkardiyak
burdan takip edebilirsiniz yazılarımı.sevgiler :)

11 Temmuz 2017 Salı

yine,yeni,yeniden

    Şöyle bir bakıyorum da,neredeyse 2 yıldır yazmamışım.Belli bir sebebi de yok bunun.Yazmaya vaktim olmadı desem öyle bir durum da yok hiç olmayacağı kadar boş vaktim oldu .6 aydır işsizim çünkü.Okul falan bitti tabi,son yazımda okuyordum.Hayat gayesine düştük,napıcan mecbur...
    Aslında tam olarak buraya olmasa da,yine de yazdım ben.Defter olsun,telefonun not bölümü olsun.Ha telefonu değiştirince o telefona yazdıklarım gitti bi de,dedim en iyisi kalıcı olsun buraya yazayım.Yazmadan rahat edemem,yazmadan içimi dökemem,biri okumasa da olur ama ben yazayım illa.Buna da nerden alıştım bilmiyorum,ama ben ne zaman kendimi kötü hissetsem yazarım.İyi hissetsem de yazarım.Yani ben tüm ruh hallerimde yazıyorum aslında.
      Pek hoş günler geçirmiyorum.Bir şeyin ucundan tutmaya kalksam hep elimde kalıyor.Sanıyorum kendimi uzun zamandır bu kadar boş hissetmemiştim.Geçici bir dönem mi,işsizlik için evet.Geri kalanlar için bilemiyorum.Tek şey değil çünkü,bir çok şey var.Her şeyin üst üste gelmesi hali işte.Şu an yolunda giden bişey olsa hayatımda desem ki size hah şu da yolunda,değil.Valla değil.Öyle kısır bir dönemden geçiyorum.Daha önce de hiç böyle kötü bir dönemim olmamıştı.
      Yapabileceğim hiçbir şey de yok üstelik.Öylece oturdum bekliyorum.Pentegram ın sonsuz şarkısında bir söz var ''Zor günlerin ardında huzur olmaz ki her zaman''diyor.Bir kaç gündür kulaklarımda bu söz çınlıyor.Zor günlerin ardında huzur olmaz her zaman.Bu günler elbet geçer,yani umarım geçer.Böyle yaşanmaz çünkü.Ama bu günlerin arkasında huzur var mı,onu bilemem işte.Birazcık hissiz ve umursamaz olmak istediğim günlerdeyim.Fazla değil,çok az.Böyle kimse umrumda olmasın,ben de kimsenin umrunda olmayayım.Tek kişilik bir hayat süreyim yani,tekil bir hayat.Mümkün müdür acaba?Fakat bu her zaman istediğim bir şey değil,nadiren kötü zamanlarımda istediğim bir şey.Mümkün olsa bile oturup bir düşünmek gerek yani.
   Şimdilik bu kadar.Benim her şeye rağmen umudum var,siz de umudunuzu kaybetmeyin.Sevgiler.
 

13 Ekim 2015 Salı

Berkay'ıma ithafen...

Merhaba güzel kardeşim.Ben hiç iyi değilim,iyi olamıyorum.Kafamın içi kazan gibi.Kaç gündür psikolojimi toparlamaya çalışıyorum ama toparlayamıyorum.Hep derim ya en iyi yazarak ifade ederim kendimi.Bu sefer de yazacağım.Yazmazsam kendi kendimi yiyorum.Neden Berkay?Seni seven bunca insanı neden üzdün neden bizi yarım bıraktın?Neden içimizde dolduramayacak bir boşluk var?Teselli olamıyorum,kabul edemiyorum.Gidemezsin sen.Bu kadar insanın neşesi olan,bizi her zaman gülümseten bir insan gidemez.İnanmak o kadar zor ki.6 gün geçmiş sen bu dünyadan göçeli,benim acım hala ilk günkü gibi.Zaman bir an önce geçsin istiyorum.Seni unutmak için değil asla,nasıl unutabilirim nasıl unutabiliriz?sadece yas sürecim geçmeli ve ben senin bana bıraktığın güzel anılarla yaşamayı öğrenmeliyim.Dün derste oturdum hüngür hüngür ağladım biliyor musun?çünkü kendimi kaybediyorum aklıma geldikçe,çünkü madde ile ilgili en ufak bişey benim ağlamama sebep oluyor.Sana engel olamadım ben.Seneye öğretmen olacağım,çocuklarıma maddenin zararlı olduğunu anlatacağım ama onlara ben arkadaşımı o iğrenç maddeden kaybettim diyemeyeceğim.Sanırım bu suçluluk duygusu geçmeyecek,vicdanımı susturamıyorum.Çok canım yanıyor.Sen daha 20 yaşındaydın be kardeşim.Ne gördün ki bu hayatta,neden gittin?Ama hayatıma devam etmek zorundayım sorumluluklarım var Her nereye gittiysen umarım mutlusundur.Bu dünya hiç çekilir bir yer değil Berkay'ım.Çok acı var,çok ölüm var,çok adaletsizlik var.Görüyorsundur zaten gittiğin yerden.Ruhun hep benimle kardeşim,iyi ki hayatımdan senin gibi bir insan geçti.Huzurlu uyu...

7 Temmuz 2015 Salı

Orda bir köy var uzakta...

Uzun olmuş yazmayalı.Neyse bu yazımda biraz ait olduğum yeri anlatmak istedim.Ankara'da doğdum,Ankara'da büyüdüm,25 yılımı Ankara'da geçirdim ve geçirmeye de devam ediyorum.Ama sordukları zaman hiç bir zaman Ankaralıyım demedim çünkü kendimi hiç buraya ait hissetmedim.Beni buraya bağlayan şey ailem ve alışkanlıklarım.Kütüğüm Sivas ın İmranlı diye bir ilçesinde fakat yalnızca 2 kez gittim oraya.Düşündüğüm zaman orada da bir köyüm var evet,rahmetli dedemle hatıralarım var.Fakat kendimi asıl oraya hissettiğim yer annemin köyü.çok demişimdir keşke kütüğüm burada olsaydı diye.Annemin köyü dediğim yer yine Sivas ın Divriği ilçesinin şirin bir köyü.benim akranlarım ve daha küçükler genelde köylerini sevmezler.özellikle benim gibi büyük şehirde yaşamaya alışanlar köy lafına bile tahammül edemez genelde.Onlara göre köyün tek bir çekilir yanı vardır o da köyleri yazlık bir yerdeyse,deniz ve ortam varsa.Benim köyüm öyle değil.Gayet ilkel bir köy.Eski evler var,internet çekmez,telefon çekmez,çoğu zaman elektrik,bazen de sular kesilir.Fakat ben bundan gayet memnunum inanılmaz kafa dinliyorum,huzur buluyorum.Sütü inekten sağılmış şekilde hiç bozulmadan içiyorum,yumurtayı tavuğun yumurtlamasını izleyip yiyorum,kıvırcık,soğan,domates ve aklınıza gelebilecek her türlü sebzeyi bostandan koparıp yiyorum.Yani organik yaşıyorum.kafama takılan en ufak bişey yok,hava kirli değil,çeşmenin suyu pırıl pırıl.Bana çok değer veren,el üstünde tutan,yokluklarını düşünmek bile istemediğim anneannem ve dedem var orda.Çok huzurlu bir ortam ve dilediğim kadar kitap bitirebiliyorum o mükemmel ortamda.kendime vakit ayırıyorum,başkalarını düşünmeyi bırakıp biraz da kendim için yaşıyorum.umarım herkesin böyle kendini yeniden doğmuş gibi hissettiği yer vardır...

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Annem

Yaş ilerledikçe insan daha bir üzerine titriyor annesinin.Daha bir yanında olmak istiyor.Daha fazla beraber fotoğrafları oluyor.Ergenken zaman zaman annesiyle kavga edip onun söylediklerini dinlememek için çarptığı oda kapılarını hatırlayıp pişmanlık duyuyor.Daha çok "Seni Seviyorum"diyor annesine.Daha çok telefonda konuşuyor gün sonunda beraber olsalar da.Aramak için herhangi bir sebep de olmuyor,"merak ettim aradım","sesini duymak istedim"diye arayabiliyor.içinde anne geçen bir şarkıda,anne temalı bir reklamda  ağlayabiliyor.kötü şeyler yaşıyor,evde artık duramayacağını hissediyor çekip gitmek istiyor ama "ben gidersem annem ne yapar?"sorusuna" otur oturduğun yerde kızım,senin yerin yurdun burası"diye kendi kendine cevap verip katlanıyor bir çok şeye annesi için.çünkü annesi ona güçlü olmayı öğretti.hep önayak oldu "bak ben neler yaşadım ve güçlüyüm sen de güçlü olmak zorundasın"dedi ve tek başına(burda kastım yalnızlık değil birilerine bağımlı olmadan yaşamak)ayakta kalmayı başarabilen,küçük yaşta annesi sayesinde olgunlaşan bir kız yetiştirdi.O anne kızı 8 yaşındayken bıkmadan sıkılmadan kızıyla beraber kitap okudu saatlerce onca işin gücün arasında kızının kitap okuma alışkanlığı olsun diye.O anne ne zaman kızının en sevdiği yemek olsa karnı toktu dışarda yemişti,o annenin cebinde parası olmasa bile kızı istediği zaman parası vardı,kızının cebinde olması kendi cebinde olmasından daha önemliydi.o anne hala 25 yaşındaki kızına"üstün ince senin,hırka alalım sana,bak şurada mağaza var gel beraber alalım,atlet de alayım içinde iki atlet olsun üşürsün üzülürüm "diyor.ne zaman anneme "canım annem"desem" canı cansın"der bana ve ben bazen sırf bunu duymak için "canım annem"derim.sanırım bunlar annelik içgüdüsü,hep der ya annelerimiz"anne olunca anlarsın "diye  galiba öyle olacak.evlenecek kızların kınasında yüksek yüksek tepeler türküsünü söyleyip ağlatırlar ya hep,aklım başıma erdiğinden beri o türkünün kına ge gecemde söylenmesini istemiyorum.türkünün içinde geçen"uçan da kuşlara malum olsun,ben annemi özledim"sözü kendimi bildim bileli beni bir tuhaf yapar,kötü hissettirir.Anne özlemi zor,genel olarak özlemek zor da anne özlemi bambaşka.bir daha dünyaya gelsem,yine senin kızın olmak isterdim annem.hep yanındayım,hep seninleyim.iyi ki benim annemsin anneler günün kutlu olsun...

25 Mart 2015 Çarşamba

iyiyim tabi...

Eveet vizelerden önce yine bir kaç şey yazmak istedim.Daha önce de dediğim gibi sanırım kendimi en iyi yazarak ifade ediyorum.İnsanlar beni tanımladıkları zaman şöyle tanımlarlar:"tatlı kızsın,merhametlisin,düşüncelisin,sabırlısın.Yalnız...Yalnız biraz fazla iyisin".Kulağa hoş geliyor ilk duyulduğu anda.Bazı insanlar iyi bile olamazken,sen fazla iyisin.Her insanda olması gereken şey sende fazlasıyla var.Ne müthiş,ne gurur verici bişey!Tabi ki böyle olmayı ben seçmedim,zamanla öyle ya da böyle karakterim bu şekilde gelişti.Her neyse.Yaş ilerledikçe insanların seni tanımlarken kullandığı "Yalnız biraz fazla iyisin"cümlesini neden söylediklerini çok iyi anlıyorsun.Sanki yardıma muhtaç olan her insana yardıma koşman lazımmış gibi bir his oluşur içinde.Edemezsen yandın,uyuyamazsın vicdan azabından.Bir çocuk dileniyorsa paraya ihtiyacı varsa ve sen o çocuğa para vermediysen yine yandın,uzun süre çıkmaz aklından.2 hafta önce aç bir çocukla karşılaştım elimdeki yeni aldığım poğaçayı niye ona vermediğim konusunda hala kızarım kendime.es kaza kardeşine sesini yükselttiysen,ertesi gün onu mutlu edecek hediyeler alırsın mesela.cebindeki para umrunda değildir o an onun mutlu olması önemlidir.lafta güzel şeyler bunlar fakat yaşayınca çok da güzel olmadığı anlaşılıyor.yoruyor bir kere çok yoruyor.uykundan ediyor,dinlemek zorunda olduğun bir dersten ediyor.o an sen o derste değilsin ki.neden çocuğa o poğaçayı vermedim diye düşünüyorsun,acaba kardeşime ne alsam diye düşünüyorsun.düşünüyorsun da düşünüyorsun..demem o ki;birisi size fazla iyisin dediği zaman bunu iyi bir şeymiş gibi algılamayın.algılasanız da zamanla değişecek o algınız zaten...

20 Şubat 2015 Cuma

Hey Gidi...

Selamlar efendim.Okulum açıldı ayın 9unda sıkı yönetim kurallarıyla hem de.Kendimi lisede gibi falan değil bildiğin asker koğuşundaki gibi hissediyorum."Derse geç girersen yok yazarım","3 hafta gelmezsen otomatik olarak kalırsın benle alakalı değil sistemle alakalı","artık sınavlar klasik olacak test yapılmayacak"bla bla bla...neyse sabır,2016 Haziran da mezunum.Harbiden mezunum ha...Karadeniz Teknik Üniversitesi ni bırakıp Ufuk Üniversitesiyle yeni başlangıç yaptığım günler geldi aklıma.Sınav sonucumu görünce ağlayışım...Çok iyi bildiğim ve okumak istediğim bölümü bilmediğim ve hatta adını bir kaç kez duyduğum (Ankarada yaşamama ve okul Ankara da olmasına rağmen) okulda okuyacak olmam.Okulun tanıtım gününe gittiğim anda geçirdiğim şok(hayvan gibi kampüsten gelip üniversite diye adlandırdıkları 3 katlı binayı görünce normal,kampüsümüz yoktu o zaman).Fakat bütün zorluklara rağmen Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık öğrencisi olmuş olmak...Bölümü tercihlerime yazdığım an bu bölümün bana uygun olduğunu biliyordum,3 yıl boyunca aldığım dersler bu kararımı iyice pekiştirdi.insanlar "bölümümden nefret ediyorum","bu işi yapmak istemiyorum","okulu bırakıcak cesaretim yok"derken benim zamanında cesaret edip okul bırakıp bu bölümle uyum içinde olmam ve o insanlara "hadi ya,ben çok memnunum ve çok mutluyum"diyebilmem o kadar keyifli birşey ki anlatamam.öyle ya da böyle 3.5 yılı devirdim bu okulda,kariyer planım da belli az çok.biraz uzun bir süreç ama katlanabilirim diye düşünüyorum.istediğim bölümü okuyorum,sıra istediğim işi yapmakta 😌